Kadir İnanır’ın sağlık durumuna dair açıklama

Sanatçı Kadir İnanır’ın bilincinin açık olduğunu aktaran doktorları, beyin damar tıkanıklığından şüphelendiklerini açıkladı. Denizli Pamukkale Üniversitesi Hastanesi’ne kaldırılan sanatçı Kadir İnanır’ın sağlık durumuna dair Üniversite...

Filiz Deniz soruyor sanatçı Ferhat Tunç yanıtlıyor: Dersim’le Helalleşme mümkün olabilir mi?

Filiz Deniz soruyor sanatçı Ferhat Tunç yanıtlıyor: Dersim'le Helalleşme mümkün olabilir mi?

Amerika Dışişleri’nden Rojava Özerk Yönetimi’ne ziyaret

ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan bir heyetin, Rojava Özerk Yönetimi’ni ziyaret ettiği ve SDG Genel Komutanı Mazlum Kobani ve DSM Yürütme Kurulu Başkanı İlham Ahmed ile...

Keskin: 90’ların tetikçileri bugün iktidarın yanında

İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, katledilen avukat Medet Serhat’ın mücadelesine dair düzenlenen forumda, 1990'lı yılların tetikçilerinin bugün iktidarın yanında olduğunu söyledi. Toplum ve Hukuk...

Kobanê Davası avukatları: Sahte yargılamaya taraf olmayacağız

Kobanê Davası’nda duruşma periyotlarının bir işkenceye dönüştüğünü belirten avukatlar, sahte yargılamanın tarafı olamayacaklarını söyledi. Kobanê Davası’nda mahkemenin tutumunu protesto eden avukatlar ile Halkların Demokratik Partisi...

Bahçeli: Türkiye sınırları dahilinde Kürdistan diye bir yer yoktur, olmayacaktır

MHP lideri Bahçeli, “Türkiye sınırı içinde Kürdistan diye bir yer yoktur. Gerekirse şehit oluruz ama üniter milli devletimizi asla parçalatmayız. Kürdistan fitnesine bedenlerimizle direnir,...

Yado Ciwan: Hüznün yıldönümünde Burhan Karadeniz hatıraları

Aynı Kategoriden

Allah Kimseye Yaşatmasın

Merhaba Ben Zeynep; Yaşadığım bu olayı sizlerle paylaşıp paylaşmama hususunda çok endişeliydim, fakat bizim yaşadıklarımızı yaşayan birçok ailenin olduğunu bildiğim için, onlara bir umut...

Çalışacak eleman bulamıyor

Çeşitli bölümlerde çalıştıracak eleman bulamamaktan şikayet eden üretici, 8 bin liraya kadar maaş vermelerine rağmen eleman bulamadıklarını belirtti.Ayrıntılar Haberin Devamındadır… 8 bin lira maaşla...

Bakanlıktan açıklama

İçişleri bakanlığından açıklama İçişleri Bakanı Yardımcısı ve Bakanlık Sözcüsü İsmail Çataklı, artan vaka sayılarının ardından gündeme gelen sokağa çıkma yasağı konusunda  açıklamalarda bulundu. Artan...

1992 yılının temmuz ayında üniversite sınavına ikinci kez girme hazırlıklarıyla vakit geçirirken, Burhan Karadeniz ile beraber Ziya Gökalp Lisesi’nde okuyan kardeşim Süleyman, ”Burhan, eğer abin bu ara boş ise gelip gazetede bizimle çalışsın.” diye bir haber gönderdi. Biz Burhan ile daha önce bazı eylem ve mitinglerde karşılaşmış bir şekilde tanışmıştık.

Yakın zaman önce de bizim aileyi haberleştirmiş ve gazetede yayınlamıştı. Bizimkiler Huzurevleri semtindeki malikanenin bodrum katını ahıra dönüştürüp hayvancılık yapıyorlardı. Yeni yeni gelişen Huzurevleri’nde büyük binalar da yavaş yavaş boy göstermişti. Burhan da haberini bu tezatlık üzerine kurarak; ”Lüks binaların çatılarındaki televizyon antenleri Koçerlerin ahırına bakıyor” şeklindeki bir başlıkla haberleştirmişti.

Burhan; bu aileden bir haber çıkardım, bir arkadaş edindim, başka ne olabilir diye düşünürken, bir de gazeteci çıkaralım diye düşünmüş olmalı ki yukarıdaki öneriyi sunmuştu.

Daktilo öğrenmenin basit kuralı; Kara kara kartallar

Ertesi gün Gündem gazetesinin Yenişehir’deki ofisine Burhan’ı görmeye, bahsettiği teklifi konuşmaya gittim. Gazetecilikle ilgili bir tecrübemin olmadığını, bu işin nasıl olacağını sordum. Burhan; ”Hiç birimizin tecrübesi yoktu başlarken, zamanla, pratikte öğreniyor insan. Ben bildiklerimi sana anlatırım, üstelik sende o yetenek var” deyip beni biraz da gaza getirdi. Ben de ”Peki, bir deneyelim bakalım, gazete de ben de memnun kalırsak neden olmasın’’ dedim. O da, ”Gel o zaman seni bizim büro şefi Raif Türk ile tanıştırayım” dedi. Ertesi gün büroda buluşup kolları sıvamak üzere anlaştık.

Zor zamanlardı. O kaotik dönemde gazete çalışanları kontra saldırılarına uğramış, gazeteler hergün yeni faili meçhul cinayetler sonucu hayatlarını kaybeden yurtseverlerin haberleriyle doluydu. Bazı gazeteci adayları sinmiş ve gazeteden el ayak çekmişlerdi. Biraz öne çıkmış, adı bilinen her yurtseverin ensesinde ne zaman nereden geleceği bilinmeyen bir kurşunun endişesi ve korkusu ile geçiyordu günler.

Bir sonraki gün büroya gittiğimde; Burhan, bir haberin yazımında dikkat edilmesi gereken hususları anlattıktan sonra, bana daktilo yazımını öğretmeye çalıştı. ”Daktiloya elin ve parmakların alışsın diye defalarca ”Kara kara kartallar diye yaz’ dedi. Ben başlarken bana da böyle öğrettiler. Yavaş yavaş harflerin yerini öğreniyorsun. Sen de öyle yap. ” deyip, beni daktilo ile başbaşa bıraktı. Ben de defalarca ‘kara kara kartallar’ diye yazmaya başladım. Bir müddet sonra aynı şeyleri yazmaktan sıkıldım ve ‘kara kartallar günboyu ciyaklayıp durdular’, ‘kara kara kartallar uçup gittiler’ şeklinde kısmen değiştirerek 3-5 sayfa kadar yazı yazdım.

Ertesi gün büroya gittiğimde; Burhan, ”Hadi dışarı çıkıp haber kovalayalım” dedi. Yeni belediye binasının çalışanları bir tür grev veya oturma eylemi yapıyorlardı. Burhan ile beraber gittiğimiz ilk haberdi. Binanın ön cephesinde işçi ve memurlar oturma eylemi yapıyorlardı. Daha sonraki günlerin birinde beraber Fiskaya’ya gittik. Burhan, yeni bir haber yapacaktı. Dicle nehrine bir yerlerden atılan atıklar Fiskaya’da oturan ve nehirde yüzen çocuklarda bazı rahatsızlıklar meydana getirmiş ve orada oturan aileler bu konudan şikayetçi olmuşlardı.

Burhan ile Fiskaya’ya inip orada oturanlarla sohbet ettik. Sivrisineklerin gazabından bahsediyorlardı ve nehre giren çocukların hastalıklar kaptığını belirtmeye çalıştılar. Burhan, onlara sorular sorup notlar alıyordu. O gün biz habere gidip gelirken, şehir içinde hareket halinde olan ve yer yer siren çalıp hızlıca yanımızdan geçen bir sürü polis aracıyla karşılaşmıştık.

Behçet Cantürk arıyor

Bir sonraki gün büroda buluştuğumuzda, Burhan, bürodaki tek bilgisayar olan ve Raif Türk’ün kullandığı komputere geçip haberi yazmaya çalıştı. Ben de yanında oturuyorum. Yazılı notlarına bakarak bir iki paragraf kadar yazdı. Sonra habere ‘Dicle’nin suları kirli akıyor’ diye bir başlık koydu. Bir süre düşündükten sonra başlığı değiştirdi. ”Dicle suyu kan akıyor’ şeklinde değiştirdi. Daha sonra onu da beğenmeyip başka bir başlık arayışa girdi. Ve o haber galiba yarım kaldı. Çünkü o dönem gazetede yayınlandığını hatırlamıyorum.

Bir ara biz bürodayken telefon çaldı. Burhan gidip yan odada telefon görüşmesi yaptı. Döndükten sonra; ”Arayan Behçet abiydi” dedi. Ben de ”hangi Behçet?” deyince, ”Behçet Cantürk” dedi. ”Hayırdır, niye aradı” diye sordum: ”Diyarbakır bürosu için birkaç bilgisayar alıp gönderdim, elinize geçti mi, diye sordu.” Şaşırdım bir an: ”Behçet Cantürk bizzat kendisi mi ilgileniyor bu tür şeylerle?” diye sorunca da, Burhan; ”Evet, daha önce de birkaç kez daha aradı, bir ihtiyacınız var mı diye sordu.”

Ben sabahları büroya giderken veya akşam çıkarken dikkatimi çekerdi. Sivil bir polis dolmuşunun bürodan yaklaşık 20-30 metre ötede bir köşe başında neredeyse günboyu büroyu dikizlediğini fark ederdim. Bunu da büro çalışanları ve Burhan’a anlatınca, onlar da farkında olduklarını ve neredeyse artık normal karşıladıkları şeklinde bir yanıt vermişlerdi.

Öte yandan Raif Türk, iki üç kez Burhan vasıtasıyla bana haber yolladı. ”Yeni gelen arkadaşın ne zaman haber yapacak?” diye. Ben de; ”Daha yeniyim, beni sıkboğaz etmesin, daha haber nasıl yapılır tam bilmiyorum, daktiloyu daha öğrenemedim, bana zaman lazım” dedim. Bir kez daha sordurunca, ben de Burhan’a ”Ya kusura bakma, böyle olmaz, bu koşullarda çalışamam herhalde, ben artık gelmeyeyim” dedim. Benim Gündem gazetesi ile olan hikayem bu şekilde yaklaşık bir hafta kadar sürmüş ve neredeyse başlamadan bitmişti.

Burhan vuruluyor

Ben ayrıldıktan iki gün sonra, ev telefonumuz çalındı. Arayan, ‘Kara Murat’ diye hitap ettiğimiz akraba çocuklarımızdan biriydi. ”Amcaoğlu duydun mu, Burhan vurulmuş, bu sabah Kontralar saldırmış” dedi. ”Nasıl olmuş, yaşıyor mu? diye acı ve endişeyle sordum. Sadece böyle bir haber aldığını ve detayları bilmediğini anlatınca, kalkıp direkt büroya gittim. Gazete bürosuna vardığımda bir tek Haşim Caro’yu buldum. Haberi doğruladı, ağır yaralandığını ve Diyarbakır Devlet Hastanesi’nde olduğunu söyledi.

Oradan çıkıp Devlet Hastanesi’ne gittim. Burhan’ın tedavi gördüğü hastane koridorunda başta aile bireyleri olmak üzere okul ve mücadele arkadaşları dahil bir sürü ziyaretçi vardı. Burhan’ın odasına vardığımda boynunda bir kasnak ile sırtüstü uzanmıştı. İlk müdahaleler yapılmıştı ve dinleniyordu. Aralarında Ümit ve Hakan’ın da olduğu lise ve mahalle arkadaşlarından oluşan bir grup özellikle geceleri silahlı nöbet tutuyorlardı. ‘Hizbulkontra başaramadığı işini bitirmek isteyebilir, o nedenle nöbet tutmamız lazım” endişesi ile böyle bir karar almışlardı.

Bir sonraki gün hastaneye gittiğimde, İstanbul dahil değişik kentlerden aralarında Müslüm Yücel’in de bulunduğu Gündem gazetesi çalışanlarından oluşan bir grup ziyaretine gelmişti. Takip eden günlerde yine birkaç kez gidip geldim. Bir defasında iki sivil polis ellerinde bir dosya ile Burhan’ın kaldığı hastane odasından içeri girmek istediler. Burhan’ın annesi polislere; ”Ne istiyorsunuz?” diye tepkili bir şekilde sorunca; Polislerden biri; ”Bir kaç soru soracağız” deyince, annesi; ”Oğlumu siz bu hale getirdiniz, şimdi de gelip ifade mi alıyorsunuz” diye bağırarak tepki gösterdi. Polisler de durum ifade almaya henüz uygun değil galiba diyerek çekip gittiler.

Sağlık Bakanı Aktuna Burhan’ı ziyarete geliyor

Burhan’a yapılan saldırı medyada geniş bir yer tutmuş, haber Cumhuriyet gazetesinin bile manşetlerinden biri olarak duyurulmuştu. Yine birgün ben Burhan’ın hastane odasında iken, içeriye bir hemşire girip; ”çabuk odayı boşaltın, bakan bey geliyor” diye içerideki ziyaretçileri dışarı çıkardı. O dönemin sağlık bakanı Yıldırım Aktuna bazı temaslar için Diyarbakır’a gelmiş ve Burhan’a yapılan saldırı da gündemde olunca onu da ziyaret etmek istemişti. Herkes odayı terkedince, Burhan’ı yalnız bırakmamak için uyarılara rağmen çıkmadım. Biz Burhan ile yalnız kalınca; ”Burhan duydun mu, sağlık bakanı Yıldırım Aktuna birazdan ziyaretine gelecekmiş. Sen ne söyleyeceksen istersen bir düşün” diye tembihledim.

Derken özel harekat timlerinin korumasında içeriye kalabalık bir grup girdi. Bakan Aktuna dışında, Olağanüstü Hal Bölge Valisi Ünal Erkan, Diyarbakır Valisi İbrahim Şahin ile beraber bir sürü rambo kılıklı adam içeriye girdiler. Aktuna, Burhan’ın yanına korumalar ile geçerken, onun dışındaki ‘yüksek devlet erkanı’ odanın ortasında ayakta pozisyon aldılar ve geçmiş olsun nezaketinde bulunmadılar. Aramıza giren koruma ordusundan dolayı bakanın Burhan ile ne konuştuklarını duyamadım. Ziyaret en fazla 5 dakika sürdü ve sonra çekip gittiler.

Sonraki yıllarda biz Burhan ile bu görüşmenin detaylarını konuşurken, sordum kendisine: Bakan sana ne söyledi ve sen ne cevap verdin diye. Burhan, Aktuna’nın kendisine geçmiş olsun dilekleri yanında ”Evladım sana bunu yapanları tanıyor musun?” şeklinde bir soru sorduğunu belirtti. Kendisinin de ”Devletin içindeki karanlık güçler” cevabını verdiğini ve bunun üzerine Aktuna’nın da şu şaşırtıcı yanıtı verdiğini bana anlatmıştı: ”Aferin oğlum, doğru bildiğin yoldan şaşma!” Ben de, dalga mı geçtiğini sorunca, Burhan: ”Yok, bana göre adam samimiydi. Çünkü ben Diyarbakır’dan sonra Ankara’da tedavime devam ederken de yine ziyaretime gelmişti.” şeklinde cevaplamıştı.

MED TV’de Mavi Vazo ile programa başlıyor

Burhan, 1993 yılında daha iyi tedavi imkanları için gelip Almanya’ya yerleşmişti. Ben ise 94 martında yurtdışına çıkıp aynı yılın sonbaharında ise MED TV kuruluş hazırlıkları ve çalışmalarının içinde bulmuştum kendimi.

Ben de Almanya’ya geldikten sonra birkaç defa yüz yüze görüşme olanağımız olmuştu. Ben MED TV’de ‘Ciwan’ isimli bir program yaparken, jenerik görüntleri arasına Burhan’ın da bir fotoğrafını koymuştum. O süreçte birkaç kez yolumuz Burhan’ın kaldığı Bochum şehrine düşmş, evine misafir olmuştum. Ruhr Üniversitesi yakınındaki bir apartmanın 11’inci katında kalıyordu. ワüniversitede okuyan çok sayıda öğrenci ile arkadaşlık geliştirmişti.

96 senesinde yine bir keresinde onu ziyaret ettiğimde, bana ”Yado, televizyon yöneticileri ile bir konuşsana, aktif olmak, birşeyler yapmak istiyorum. Daha önce de bir iki arkadaşa bu talebi ilettim fakat şu ana kadar bir sonuç çıkmadı” dedi. Bu talebi ilettiği arkadaşlardan biriyle konuşurken bana; ”Biz sağlam olanlar zorlanıyoruz zaten, Burhan burada rahat edemez” şeklinde bir yanıt vermişti bana.

Çekimlerden sonra televizyona geri dönerken, o dönem koordinatörümüz olan Hüseyin Kaytan’a bu isteği ilettim. Kaytan: ”Harika, daha önce niye düşünemedik, hemen çağıralım gelsin” dedi. Bunun üzerine; ”Yalnız, Burhan’ın özel durumundan dolayı birkaç saatte bir uzanması, dinlenmesi gerekiyor, buna uygun bir yer hazırlamak gerek” dedim. Kaytan, o dönem idari bölümde çalışan Kenan Azizoğlu’na hemen yukarıdaki odalardan birini Burhan’ın ihtiyacına göre dizayn edilmesi gerektiğini söyledi.

Ve derken Burhan artık MED TV’deydi. Kafasında, kitap tanıtımlarına ilişkin bir program vardı. İlk deneme çekimlerinde kendisine eşlik ettim. Hatta makyajını ben yaptım. Sunumunu birkaç kez tekrarladık. Ve Burhan’ın sunduğu, içerik ve konseptini Kaytan ile beraber şekillendirdiği ‘Mavi Vazo’ ismindeki proğram böylece ortaya çıktı.

Kısa sürede ortama ve çalışmalara uyum sağlamıştı. Brüksel’deki program çekimlerini bitirdikten sonra tekrar Almanya’ya, Bochum kentinde kaldığı evine geri dönerdi. Program hazırlıklarını, metinlerini, kurgusunu kaldığı şehirde yapar, ve televizyona geldiğinde bazen 3-4 programın çekim ve montajlarına katılır, bitirdikten sonra da geri dönerdi. Hayatından memnundu. Ancak bu memnuniyet, kadın arkadaşların yönettiği bir toplantıdan sonra neredeyse sekteye uğrayacaktı.

Kadın-erkek ilişkileri tartışmasında yaşanan talihsizlik

Kadın erkek ilişkilerinin örgütsel ve ideolojik perspektiften ele alındığı bir toplantının divan masasında televizyonun radikal kadınları vardı. Kadınlar konuştukça erkeklerin giderek küçüldüğü bir psikolojik etki bırakıyordu gidişat.

Toplantıda bir ara Burhan söz aldı ve hatırladığım kadarıyla; ”Diğer dünya devrim hareketlerinde, kadın erkek ilişkilerinde gönüllülük esasına göre bir çözüm geliştirildiğine ilişkin görüşlerini dile getirdi. Bunun üzerine kadın arkadaşlardan biri; ‘Bizim devrimin özgünlüğünü’ anlatmaya çalışırken, konuşmasının bir yerinde büyük ihtimalle klasik Kürt erkeğinin beğenilecek bir yanı yok diyeceğine; ”Bu halde seni hangi kadın beğenir ki” şeklinde talihsiz ve düşüncesizce bir cümle kurdu.

Tam olarak ne kasttettiği henüz anlaşılamamıştı ki Burhan, bu yaklaşımdan ötürü sinirlenip toplantıyı terk etti. Ve istenmeyen bir noktaya sürüklendiği için de toplantıya hemen son verildi.

Burhan’ın arkasından gidip yetiştim ve teselli etmeye çalıştım. Ne yaptıysam ikna edemedim ve; ”Yado bana yardımcı ol, eşyalarımı toplayayım, ben artık burada kalamam” dedi.

O dönem televizyonun koordinatörü hala Hüseyin Kaytan’dı. Ve bir başka işi olduğu için olaylı toplantıya katılamamıştı. Toplantıdan hemen sonra televizyona gelince, durumu kendisine anlattım. Kaytan ile Burhan’nın yanına gittik. Burhan da durumu anlatıp artık kalmak istemediğini birkez daha anlatınca; Kaytan, Şekspir’in ‘Hamlet’ eserindeki oyunculardan birine dönüşerek; ” Bunu sana nasıl yaparlar !!!” şeklinde bir tepki gösterdi. Daha sonra divandaki kadın arkadaşlar da gelip Burhan’ın gönlünü alınca, o da ayrılma kararından vazgeçti.

Ben 97’nin haziran ayı sonunda televizyondan ayrıldım, sevgili Burhan ise 2003 yılında bizden hatır isteyinceye kadar da televizyon ve gazete çalışmalarına devam etti. Ben ayrıldıktan sonra da birçok kez ya Bochum, ya da Köln’de bi raraya geldik. Bazen de telefonlaşarak hal hatır sorardık.

Ben, MEDT TV’den ayrılıp Köln’e yerleşmeye çalışırken, birgün Burhan’ı aradım. Müsaitsen akşam sana gelmek istiyorum diye. O da tamam deyince, Sertaç isimli bir arkadaş arabasıyla akşam üzeri beni Burhan’ın 1 saat uzaklıkta bulunan Bochum’daki evine arabasıyla götürmeye çalıştı. Yolda, bir benzinlikte mola verdik ve Burhan’ı tekrar arayıp yaklaşık yarım saat sonra kendisinde olacağımı söyledim. O da ”Yado kusura bakma, eve beklenmedik misafirler geldi. Geleceksen de parasını ben vereyim, bir otelde kal” dedi. Bunun üzerine o gece Sertaç’la birlikte tekrar Köln’e geri döndük. Daha sonraki buluşmalarımızın birinde, beni de tanıyan bir kadronun akadaşıyla birlikte kendisine misafir olduğunu ve şayet ben de gelirsem bu buluşmanın tatsız bir hal alacağını düşündüğü için böyle bir öneri getirdiğini bana söyledi.

İsimleri kısaltarak telaffuz ederdi

Genelde kültür, sanat ve edebiyat ağırlıklı sohbetlere meyilliydi. Bunun yanında bazen ortak tanıdıkların dedikodusunu da yapardık. Bir keresinde, bizimle o dönem televizyonda çalışan ve haber dosyaları hazırlayan bir arkadaşı konuşuyorduk. TV’deki büro odasına 2 adet kanarya kuşu satın almıştı. Burhan, ”Onca kalabalık içerisinde yalnız olduğu için, muhabbet kuşlarıyla teselli buluyor” şeklinde bir değerlendirme yapmıştı.

İsimleri, sıfatsız ve kısaltarak telaffuz ederdi. Örneğin; Hüseyin’e ‘Hüso’, Mazhar’a ‘Mazo’ Sibel’e ‘Sibo’ derdi. Sanki bu isimleri layıkıyla taşıyamadıkları için bu kısaltmaların kendileri için yeterli olacağını var sayıyordu. Benim adım yeterince kısa olduğu ve ismimle oynayamadığı için de hıncını benden ”Yado, sen adam olmazsın” şeklinde alırdı. Kimseyi pohpohlamaz, olduğundan fazla bir değer vermezdi. Benden bir yaş küçük olduğu halde benden büyükmüş gibi davranırdı.

Burhan’ı kaldığı Bochum’da birçok kez ziyaret etmiştim. Kitaplarla arası oldukça haşır neşirdi. Bir keresinde onu Oğuz Atay’ın ‘Tutunamayanlar’ kitabını okurken görürdüm. Diğer bir keresinde Frida Kahlo’nun hayatını okuduğunu ve etkilendiğini anlatırdı. Yine başka bir sefer konumuz Hüseyin Kaytan’ın ‘Levhalar’ isimli şiir kitabıydı. O kitapta yer alan ‘Bedri’ isimli şiiri üzerine uzunca konuşmuştuk. Söz, Kaytan’dan açılınca da şöyle bir anekdot anlatmıştı bana.

”Hüseyin Kaytan ve bir grup televizyon çalışanıyla birlikte 98 yılında Bekaa’ya, Önderlik Sahası’na beraber gitmiştik. Dönmeye yakın, Hüseyin Kaytan bana dedi ki; ‘Burhan, sen buradan dönünce, güzel bir şarap al mahzene koy, ben yıllar sonra sana geldiğimde şarap yıllanmış olacak ve beraber içer, sohbet ederiz. Ama hala geri dönmedi.”

Amed’e gözyaşları içinde yolladık

Vefatından sonra Bochum’daki dernekte anma merasimi tertip edilmişti. Ben derneğe varınca, tanıdık bir arkadaş, benden önce televizyonun Kürtçe haber spikeri Zana Serin’in taziye nedeniyle İsveç’ten Burhan için derneğe geldiğini fakat orada hazır bulunan örgüt yöneticilerinin; ”Halk seni görmek istemiyor, burayı terket” dediğini, bazı arkadaşların itirazlarına rağmen Zana’yı istemediklerini, törene katilmasını engelledikleri anlattı.

Zana, bir iki yıl önce televizyondan ayrılmış ve ayrılanlara karşı yapılan uygulamalara o da maruz kalmıştı. Aynı şey benim de başıma gelebilir diye düşündüm, ama Burhan’ı son yolculuğunda yalnız bırakamazdım. Ya beni tanımadılar ya da dernek ortamında ikinci bir Zana olayının patlak vermesi kitleyi rahatsız eder diye düşündüler, bana karışmadılar. Sonradan duyduğum kadarıyla Mizgîn Gülmüş ve Nejdet Buldan’ın da benzeri bir nedenle katılımı engellenmişti.

Anma ve taziye merasiminden sonra sevgili Burhan’ı Düsseldorf Havaalanı’nda gözyaşları içinde Amed’e yolculadık. O gün, benim için yine kara bir gündü. Ve Burhan’ın daktilo öğretmek için yıllar önce aklıma soktuğu o ‘kara kara kartalların’ gökyüzünde kanatları kırık bir şekilde bize eşlik ettiklerini düşündüm.

Burhan, kararlı ve korkusuz bir mücadele insanıydı. O hepimizin kıymetlisiydi ve hep öyle de kalacak. Bir gün Kürdistan özgür olduğunda, adının layıkıyla yaşatılacağına dair hiçbir kuşku taşımıyorum. Sevgili Burhan’ımızı vefatının 18.ci yıldönümünde en derin sevgi ve saygılarımla anmak istedim.

Hüseyin Kalkan’ın derleyip yayına hazırladığı ve ‘Burhan’ın Kitabı’ ismiyle 2009’da Avesta Yayınları tarafından piyasa çıkarılan kitaptan iki önemli alıntıyla bitirelim:

Günay Aslan: ”Burhan gibileri bu halkın ve kavganın en asil ruhunu ve en saf, en sağlam özünü oluşturuyorlardı. Onlarsız bir kavganın ne ruhu, ne özü, ne de anlamı olabilir. Elbette onlara sahip çıkmayan bir halkın ve kavganın geleceği de olmaz…’’

Mehmet Aktaş: ‘’Burhan’ın tekerlekli sandalyesi Kürt medyasının en asil, en özlü yanını temsil ediyordu. O, acılarımızın ortak paydası, yaşamımızın en anlamlı bir döneminin kirlenmemiş hatırasıydı.’’

Nûpel Online

Tüm Haberler

Allah Kimseye Yaşatmasın

Merhaba Ben Zeynep; Yaşadığım bu olayı sizlerle paylaşıp paylaşmama hususunda çok endişeliydim, fakat bizim yaşadıklarımızı yaşayan birçok ailenin olduğunu bildiğim için, onlara bir umut...

Çalışacak eleman bulamıyor

Çeşitli bölümlerde çalıştıracak eleman bulamamaktan şikayet eden üretici, 8 bin liraya kadar maaş vermelerine rağmen eleman bulamadıklarını belirtti.Ayrıntılar Haberin Devamındadır… 8 bin lira maaşla...

Bakanlıktan açıklama

İçişleri bakanlığından açıklama İçişleri Bakanı Yardımcısı ve Bakanlık Sözcüsü İsmail Çataklı, artan vaka sayılarının ardından gündeme gelen sokağa çıkma yasağı konusunda  açıklamalarda bulundu. Artan...

Üç gün onunla dört gün benimle

Başı bağlı Adama Kaçan Kadı Pes Dedirtti.. 3 Gün Eşiyle 4 Gün Benimle Olacak E-vli ve 4 çocuklu adama kaçan 18 yaşındaki kadın: Haftanın...

Kız Henüz 16 yaşında

Kız Uyurken Yanına Geldiler ve…! Üstelik 16 Yaşında Henüz.Yaptıkları….Böyle olayları duydukça insanlar çocuklarını yanından ayırmaya korkuyor..Maalesef bu haberler herkesi derinden üzüyor.. Mardinin Yeşilli ilçesinde...

Tavuk döner

V-irüsten dolayı üç ay dükkanı açamayınca özlemiş herkes, saat üç oldu ve neredeyse dönerim kalmadı. Kasada paraları sayarken bir çocuk yanaştı._Abi kaç para dedi....

Yol Kenarındaki Bu Kadın

Yol Kenarındaki Bu Kadın, Tır Şoförünü Durdurdu. Bakın Binince Ne Yaptı? Bir gün kamyon şöförü alışkın olduğu üzere yine yollardaydı. Uzun yollara gelip gitmekten...

Bayağı etkileyici

Yaşar Alptekin kimdir kaç yaşında aslen nereli evi canlı yayında olay oldu. İslami kimliğini ön plana çıkaran Yaşar Alptekin’in evi şaşırttı. Gençliğinde yakışıklılığı ile...

Beklenen Net Açıklama Geldi

Yeni yılda asgari ücretin ne kadar olacağı merak ediliyor. Asgari ücretle ilgili bir açıklama da Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonundan (DİSK) geldi. Düzenlenen basın toplantısında...

kaplanın kafesindeki adam

Hayvanat bahçesini gezerken dengesini kaybetip kaplanların bulunduğu alana düşen adam, kaplanla karşı karşıya kaldı

Parkta Uygunsuz Halde

Parklarda çocuklar oynar, aileler piknik yapar, arkadaşlar toplanıp sohbet eder… Ancak bazı çiftler, parkları amacı dışında kullanıyor ve çevresindekileri umursamıyor. Umursamadıkları için de başkaları...

Baris Manco

Barış Manço’nun 1979 Yılında meşhur ettiği, Sarı Çizmeli Mehmet Ağa şarkısı bir efsane değil bir gerçekmiş. Araştırdımki hikayesi aynen şöyle. Mehmet Ağa Aslen Karamanlı...

Kadir İnanır’ın sağlık durumuna dair açıklama

Sanatçı Kadir İnanır’ın bilincinin açık olduğunu aktaran doktorları, beyin damar tıkanıklığından şüphelendiklerini açıkladı. Denizli Pamukkale Üniversitesi Hastanesi’ne kaldırılan sanatçı Kadir İnanır’ın sağlık durumuna dair Üniversite...

Serdar Ortaç sevenlerini ü’zdü

Serdar Ortaç’tan sevenlerini yasa boğan haber,sosyal medya üzerinden k-umar oynayıp borç b-atağına saplanan ünlü şarkıcı Serdar Ortaç herkesi ş-oke etti. Allah B-elamı versin! Şarkıcı Serdar...

İlgili olabilecek haberler